Melek Peyker, Naime Gevher ve Asiye adlarındaki üç kız kardeş, Moğollar tarafından öldürülen Selçuklu Sultanı Alaeddin Keykubat III’ün kızlarıdır. Moğol tehlikesinden kurtulmak amacıyla Konya’dan Afyonkarahisar’a kaçarlar. Beraberlerinde getirdikleri hazineleri Afyonkarahisar halkı için hayır hizmetlerine adayan üç kız kardeş halkın büyük sevgi ve saygısını kazanırlar ve Kadınanalar olarak adlandırılırlar. O dönemde kent halkı büyük bir su sıkıntısı yaşamaktadır. Kışlacık köyü yakınlarındaki Şirin Pınar mevkiine gidip çevreyi gezerken şehre gelen suyun kaynağını da görme olanağını bulurlar. Kaynaktaki su boldur ancak açık kanallardan geldiği için kirlenmekte ve büyük bölümü ziyan olmaktadır. Bu durum üzüntülerini daha da arttırır ve üçü de aynı şeyi düşünmüşlerdir: “Karahisar halkını susuzluktan kurtarmak”
Kadınanalar at ve arabanın çıkamadığı sarp tepeler üzerinde bulunan suyun kaynağına iki buçuk saat yürüyerek ulaşırlar ve suyun sahibi olan Ermeni ile pazarlığa otururlar. Ermeni suyu satmak niyetinde değildir, işi yokuşa sürer. Pazarlık uzun sürer ve Ermeni’ye geri çeviremeyeceği bir teklifte bulunurlar. Bir çömlek altın karşılığı bir çömlek su almak üzere anlaşmaya varırlar. Ermeni’ye “Sana bir çömlek altın veriyorum, karşılığında bu çömlek dolana kadar su alacağım değil mi?” diyerek pazarlığı kesinleştirirler. Suyun sahibi Ermeni onaylar. İnanılmaz kârlı bir alı veriş yaptığı düşüncesindedir. Kadınanalar adamlarından da suyu alacağı çömleği doldurmak üzere kaynağa yerleştirmelerini ister. Çömlek kaynağa yanaştırılır, içine su dolmaya başladığı anda çömleğin dibine var gücü ile bir tekme atar. Çömleğin dibi olduğu gibi açılır ve su Karahisar’a doğru akmaya başlar. Bu şekilde çömleğin dolması mümkün değildir. Pazarlık çömlek su dolana kadar olduğuna göre su artık sonsuza kadar Karahisar’lıların olacaktır. İşte o an Ermeni, ava giderken avlandığını anlar ama sözünden dönemez. Kadınanalar satın aldıkları suyu iki yıl süren çalışmalar sonunda kapalı kanallarda Karahisar’a getirtirler.

